Zaman ne çabuk geçiyor... Tam on yıl önce, sıcak bir temmuz gecesinde Türkiye, tarihinin en karanlık ve en sinsi ihanet girişimlerinden biriyle karşı karşıya kalmıştı. 15 Temmuz 2016 gecesi, köprülerin kapatılmasıyla başlayan o kâbus, milletin cesareti ve sarsılmaz iradesiyle sabaha karşı bir demokrasi destanına dönüştü. Bugün, aradan geçen koca bir on yılın ardından geriye dönüp baktığımızda, o geceyi sadece bir tarih değil, bu ülkenin ebedi istiklal belgesi olarak görüyoruz.
15 Temmuz’u düşündüğümüzde akıllara kazınan pek çok an var: sokağa dökülen silahsız insanlar, tankların önüne yatan yiğitler, semalarda yankılanan selalar... Ancak tüm bu direniş zincirini birbirine bağlayan ve o gece kırılma noktasını oluşturan tek bir an vardı ki o da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın televizyon ekranlarından millete seslendiği andı.
Telefon Ekranından Yükselen İrade
O gece, devletin kalbine sızmış cuntacıların her şeyi ince ince hesapladığı sanılıyordu. TRT ekranlarında okutulan korsan bildirilerle milletin moralini bozmayı, iradesini teslim almayı umuyorlardı. Fakat hesap edemedikleri bir şey vardı: Lider ile millet arasındaki o görünmez ama sarsılmaz bağ.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, Marmaris’te kaldığı otelden bir cep telefonu ekranı aracılığıyla canlı yayına bağlanarak yaptığı tarihi çağrı, darbecilerin tüm planlarını bir anda altüst etti. O yayında kararlı, dik ve inançlı bir ses tonuyla kurulan şu cümleler, adeta bir milletin uyanış borusu oldu:
"Milletimizi illerimizin meydanlarına davet ediyorum... Ben de milletimle beraber meydanlarda olacağım. Halkın gücünün üstünde bir güç ben tanımadım bugüne kadar."
Bu çağrı sıradan bir siyasi hitap değildi; doğrudan millete duyulan güvenin, milli iradenin her şeyin üzerinde olduğu inancının en somut ilanıydı. Erdoğan’ın bu cesur ve net duruşu, sokaklara dökülen milyonların arkasındaki en büyük rüzgar oldu. Liderinin "ben de meydanda olacağım" sözünü duyan halk, elinde sadece Türk bayrağıyla tankların, helikopterlerin, kurşunların üzerine yürüdü.
"İrade Bizim, Zafer Bizim"
Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, bu anlamlı onuncu yıl dönümünün temasını son derece isabetli bir şekilde belirledi: "İrade Bizim, Zafer Bizim".
Gerçekten de on yıldır değişmeyen tek bir gerçek var: Bu vatanın geleceğine ancak ve ancak milletin kendisi karar verir. 15 Temmuz, sadece askeri bir darbenin engellenmesi değil; aynı zamanda bu topraklarda "milli egemenliğin" pazarlık konusu yapılamayacağının dünyaya en sert şekilde ilan edilmesidir.
O gece canını ortaya koyarak şehit düşen kahramanlarımızı ve gazilerimizi her zaman minnetle anacağız. Onların fedakarlığı sayesinde bugün ay yıldızlı bayrağımızın altında özgürce nefes alabiliyoruz.
On yıl sonra bugün, ülkemizin bağımsızlığına göz dikenlere karşı aynı kararlılığı sürdürmek, o gece yazılan destana ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın o tarihi çağrısıyla sokakları dolduran milyonların emanetine sahip çıkmak hepimizin en büyük borcudur.
Çünkü dün olduğu gibi bugün de, yarın da: İrade bizim, zafer bizim, Türkiye bizimdir!
Av. Yusuf Salih TATAR
av.yusufsalihtatar@gmail.com

Bu yazıya henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yapın!